İçeriğe geç
  • Dolar 49,3962 ▲ %0,03
  • Euro 55,3530 ▲ %0,03
  • Sterlin 65,5724 ▲ %0,10
  • Gram Altın 6.572,74 ▼ %0,51
  • Çeyrek Altın 10.741,03 ▼ %0,44
  • Gümüş 92,91 ▼ %1,14
  • Bitcoin 4.117.844 ▲ %0,13
  • BIST 100 12.207,97 ▼ %0,35

Politika

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ: "Türkiye artık bir hukuk devleti değildir"

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Sincan Cezaevinde tutuklu bulunan Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan'ı ziyaretinin ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Türkiye'deki hukuk uygulamalarını, muhalefete yönelik soruşturmaları, Halk TV hakkındaki işlemleri ve fon yolsuzluğu iddialarını değerlendiren Özdağ, MHP Genel Başkanı Devlet Ba

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Ankara'daki Sincan Cezaevinde tutuklu bulunan Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan'ı ikinci kez ziyaret etti. Ziyaretin ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Özdağ, Türkiye'de hukuk devleti ilkesinin zedelendiğini savunarak muhalefete yönelik yargı uygulamalarını eleştirdi. Halk TV hakkındaki işlemler, fon yolsuzluğu soruşturması, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin açıklamaları ve Yemen'e Türk askeri gönderilmesi tartışmaları hakkında değerlendirmelerde bulundu.

"Tanju Özcan'ın moralini daha yüksek buldum"

Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın sağlık durumu ve yargı sürecine ilişkin bilgi veren Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, şunları söyledi:

"Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan Beyi ikinci kez cezaevinde ziyaret ettim. Geçen ziyaretime göre kendisini daha sağlıklı ve morali daha yüksek olarak buldum. Önümüzdeki günlerde tutuklu bulunduğu davadan karar duruşması varmış ve beraat çıkacağı doğrultusunda umutlu olduğunu gördüm."

Özdağ, Türkiye'de muhalefete yönelik yargı uygulamalarının anayasal eşitlik ilkesini ihlal ettiğini savunarak şu ifadeleri kullandı:

"Ancak ülkemizde düşman ceza hukuku uygulamasının çok etkili ve yaygın olduğunu görüyoruz ve sürekli muhalefete yönelik olarak yasalar önünde eşitlik ilkesi, anayasal bir ilke çiğnenerek ağır bir baskı uygulanıyor. İki ceza yasası maddesi araçsallaştırılarak muhalefetin susturulması, muhalif siyasilerin hapsedilmesi, muhalif basının hapsedilmesi, muhalif yayın organlarının ve sosyal medya hesaplarının kapatılması için kullanılıyor."

Söz konusu maddelerin halkı kin ve düşmanlığa teşvik ile yanıltıcı bilgiyi yayma suçlarına ilişkin olduğunu belirten Özdağ, uygulamalarda siyasi ayrımcılık yapıldığını ileri sürdü:

"Bunlar, halkı kin ve düşmanlığa teşvik ve yanıltıcı bilgiyi yayma maddeleri. Kimin halk olduğuna kimin kışkırtma olduğuna siyasi pozisyona göre karar veriliyor. Hangi bilginin yanıltıcı olduğuna yine siyasi pozisyona göre karar veriliyor."

"Türkiye artık bir hukuk devleti değildir"

Türkiye'de adalete duyulan güvenin ortadan kalktığını savunan Özdağ, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmamasını eleştirdi.

"Özetle, adalete olan duygunun ortadan kalktığı, insanların adaletin gerçekleştiğiyle ilgili inancının yok olduğu bir süreçten geçiyoruz. İnsanlar bu düşüncelerinde haklılar mı? Yüzde yüz haklılar, bakın, yüzde yüz haklılar. Türkiye artık bir hukuk devleti değildir. Kendi koyduğu kanunları bile uygulamada sıkıntı çekilmektedir. Anayasa Mahkemesinin kararları uygulanmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin kararlarını uygulamayan bir ülkede hukuk devletinden nasıl bahsedebilirsiniz? Elbette bahsedemezsiniz."

Yargı camiasının önemli bir bölümünün de mevcut durumdan rahatsızlık duyduğunu ileri süren Özdağ, çözümün seçimlerden geçtiğini ifade etti:

"Ve bu durumdan yargı camiasının çok büyük bir bölümünün de mustarip olduğunu, üzüntü duyduğunu görüyoruz. Onun için bugün devam eden bu baskılara son vermenin, hukuk devletini tekrar tesis etmenin, demokrasiyi tekrar tesis etmenin, özgür basını tekrar tesis etmenin, yolsuzlukların üzerine gitmenin, düşünce suçlularının değil hırsızların mahkemeler önüne çıkmasını sağlamanın yolu artık Türkiye'de sandıktır ve sandıktan başka bir şey değildir."

"Halk TV'ye yönelik işlem şaşırtıcı değil ama üzücü"

Basın mensuplarının Halk TV'ye yönelik operasyon, 17 kişi hakkında gözaltı kararı verildiği ve kanala kayyum atandığı yönündeki sorusunu yanıtlayan Özdağ, söz konusu gelişmelerin uzun süredir konuşulduğunu belirtti.

"Şaşırtıcı değil. Her yerde uzun zamandan beri konuşuluyordu. Şaşırtıcı değil ama üzücü ve tam Ekrem İmamoğlu'nun savunma duruşmalarının başladığı günün tercih edilmiş olması da başka bir mesajın verildiğini gösteriyor."

Sosyal medya hesaplarına getirilen erişim engellerini de eleştiren Özdağ, yayın organlarına yönelik işlemlerin hukuki gerekçelerinin açıklanması gerektiğini savundu:

"Sosyal medya hesapları mahkeme kararlarıyla erişime engelleniyor. Ortada suç varsa soruşturma olur. Yani niye engelliyorsunuz suçsuz insanları? Peki, Halk TV'nin yayınlarında işlenen bir suç var mı? Hangi suç işlenmiş de yayın kapatılıyor? Özetle, bu bir düşman ceza hukuku uygulamasıdır. Bunu herkese yapabilirler, her yayın organına yapabilirler. Her yurttaş, kendisine bir suç uydurularak hapse atılabilir."

"Benim tutuklanmam bunun en canlı örneklerinden biridir"

Kendi gözaltı ve tutukluluk sürecini hatırlatan Özdağ, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın AK Parti Mersin Kongresi'nde yaptığı konuşmaya Antalya'da yanıt verdiğini, buna rağmen İstanbul tarafından yürütülen işlemler sonucunda gözaltına alındığını anlattı.

"Bakın, bunun en canlı örneklerinden bir tanesi benim. Erdoğan'ın AK Parti Genel Başkanı kimliğiyle Mersin AK Parti Kongresi'nde yapmış olduğu konuşmaya Zafer Partisi Genel Başkanı olarak Antalya'da cevap verdim ve bundan dolayı Antalya'da değil, bakın, Antalya'da değil, Cumhurbaşkanı Ankara'da, ben de Ankara'dayım. Ankara'da da değil, İstanbul tarafından gözaltına alındım."

Kayseri'de yaşanan olaylara ilişkin daha önce kapatıldığını belirttiği bir soruşturmanın yeniden gündeme getirildiğini ileri süren Özdağ, tutuklanmasına dayanak yapılan belgeye itiraz etti.

"Kayseri'de bitmiş bir soruşturma, Kayseri Başsavcılığının ve emniyetinin kapatmış olduğu bir soruşturmadan dolayı Suriyelilere yönelik bir halk tepkisi olmuştu. O soruşturmadan dolayı ben gözaltındayken uyduruk bir belge düzenlenerek o belgeye dayanarak tutuklandım. O belgeye dayanarak beş ay tutuklu kaldım ve ceza alarak tahliye edildim."

Özdağ, yaşadıklarını Sovyetler Birliği dönemindeki istihbarat uygulamalarına benzeterek şu ifadeleri kullandı:

"Bu, bakın, Beriya düzenidir. Yani Sovyet istihbarat şefi Beriya, Stalin'e şöyle der: 'Siz bana adamı verin, ben ona suçu bulurum.'"

"Hukuktan ayrılmayacağız ve sandığa kadar mücadele edeceğiz"

Türkiye'de hukuk güvenliğinin ortadan kalktığını savunan Özdağ, fon yolsuzluğu iddiaları üzerinden iktidar ve muhalefet mensuplarına farklı uygulamalar yapıldığını ileri sürdü.

"Onun için Türkiye'de hukuk devleti mi? Bu, tarihin gördüğü en büyük esprilerden bir tanesidir. Türkiye'de hukuk devleti falan yok. Hukuk hiçbir yurttaşı korumuyor artık ve suçluların ellerini kollarını sallayarak dolaştıklarını görüyoruz."

Fon yolsuzluğu soruşturmasına ilişkin değerlendirmesinde Özdağ, şu ifadeleri kullandı:

"İşte fon yolsuzluğundaki durum. Eğer söz konusu genel başkan yardımcısı bir muhalefet partisinin üyesi olsaydı bugün hapiste olurdu. Ama iktidar partisinin üyesi olduğu için WhatsApp grubundan çıkartılarak cezalandırıldı."

Özdağ, siyasi mücadelelerini hukuk çerçevesinde sürdüreceklerini belirterek, "Ama bakın, bütün bunlara tahammül edeceğiz. Hukuktan ayrılmayacağız ve sandığa kadar mücadele edeceğiz. Sandıkta Türk halkı gerekeni yapacak." dedi.

"Bahçeli isterse fon yolsuzluğu soruşturmasının şeffaf yapılmasını sağlayabilir"

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin fon soruşturmasında yetkili kurumlara yönelik şeffaflık çağrısının sorulması üzerine Özdağ, Bahçeli'nin iktidar üzerindeki etkisine dikkat çekti.

"Sayın Bahçeli'nin iktidar üzerindeki gücü düşünüldüğünden de kapsamlı ve büyük bir güç. Eğer Bahçeli isterse fon yolsuzluğu soruşturmasının şeffaf yapılmasını sağlayabilir."

Şeffaflık çağrısının açıklamalarla sınırlı kalmaması gerektiğini savunan Özdağ, Bahçeli'nin bu konudaki tutumunun atılacak adımlarla anlaşılacağını ifade etti:

"Bunun için demeçten çok eyleme ve görüşmelere de ihtiyaç var. Gerçekten bu dileğinde samimi mi, önümüzdeki günlerde görürüz."

"Yemen politikası İsrail ve Amerikan devletinin aklıdır"

Devlet Bahçeli'nin Suudi Arabistan'a Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından destek verilmesi yönündeki çağrısına da yanıt veren Özdağ, Türkiye'nin terörle mücadele politikaları ile Yemen'e asker gönderilmesi tartışmaları arasında çelişki bulunduğunu savundu.

Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet ve jandarmanın terörle mücadelede önemli kazanımlar elde ettiğini belirten Özdağ, terör örgütüyle müzakere edilmesine karşı çıktı.

"Türk askerinin terörle mücadelesini durduracaksınız. Türk askeri, terörle mücadelede Türk polisi ve jandarması terör örgütünü ezmişken, Türkiye'nin içerisinde hiçbir yerde terör örgütü mensupları dolaşamazken, Kilit Pençe Harekâtı'yla büyük fedakârlıklar yapılarak terör örgütü bu bölgeden püskürtülmüş, kılını bile kıpırdatamaz, Kandil'e sığınmış vaziyetteyken, özetle yenilmişken örgütü muhatap olacaksınız, pazarlık yapacaksınız ve küstahça saldırılarda bulunmasının, açıklamalar yapmasının önünü açacaksınız."

Yemen'e asker gönderilmesi ihtimaline tepki gösteren Özdağ, bunun Türkiye'nin ulusal çıkarlarıyla bağdaşmadığını ileri sürdü:

"Sonra diyeceksiniz ki askerimiz şehit olmasın diye yaptık bunları. Ama Türk askerini Yemen'e, Suudi hanedanının menfaatlerini savunmak için yollayacaksınız. Bu, Türk devlet aklı olamaz."

Özdağ, Türkiye'nin bölgesel politikalarına ilişkin eleştirisini şu sözlerle sürdürdü:

"Nasıl PKK ile müzakereler ve Öcalan'la müzakereler Türk devlet aklı değilse, İsrail devletinin aklıysa, Amerikan devletinin aklıysa, Yemen politikası da İsrail ve Amerikan devletinin aklıdır."

"Türk askerini Husilerle mücadele için Suudi Arabistan'a göndereceksiniz"

Yemen'deki Husiler ile İsrail ve Suudi Arabistan arasındaki çatışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özdağ, Husilerin temel hedefinin İsrail olduğunu savundu.

"Bakın, Husilerin baş düşmanı kim? İsrail. Suudi Arabistan değil. Suudi Arabistan kimin yanında olduğu için çarpışıyorlar? İsrail'in yanında olduğu için çarpışıyorlar Husiler. Çarpışmaları kim başlattı? Suudi Arabistan başlattı."

Özdağ, Türk askerinin Husilerle mücadelede görevlendirilmesinin Türkiye'nin dış politika söylemleriyle çelişeceğini ileri sürdü:

"Ve Husiler İsrail'i hedef alıp onları vururken, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail Husilerle başa çıkamamışken, şimdi Türk askerini siz Husilerle mücadele etmek için Suudi Arabistan'a yollayacaksınız. Ondan sonra da İsrail'in Gazze'deki soykırımına karşıyız diyeceksiniz. Buna kimse inanmaz. Buna Türk halkı da inanmaz."

"Türk gemileri Kızıldeniz'de hedef alınabilir"

Yemen'e yönelik olası bir askeri müdahalenin Türkiye'nin deniz ticareti açısından da risk oluşturabileceğini belirten Özdağ, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı güzergâhının önemine dikkat çekti.

"Ayrıca buradan bir konuda uyarmak istiyorum. Türkiye'nin Asya ile ticaretinin büyük bölümü Kızıldeniz üzerinden gerçekleşir. Gemilerimiz Süveyş Kanalı'ndan Kızıldeniz'e geçiyor ve buradan Yemen'in ucundan Hint Okyanusu'na açılıyor ve Uzak Doğu'ya gidiyor."

Türk gemilerinin Husiler tarafından hedef alınabileceğini ileri süren Özdağ, bunun Asya ile deniz ticaretini olumsuz etkileyebileceğini söyledi.

"Yarın Husiler bu bölgedeki Türk gemilerini hedef alıp vurmaya başlarlarsa ne olacak? Türkiye'nin bütün Asya ticaretini denizden durdurur bu. Vurabilirler mi? Vurabilirler. Ellerindeki silahlar bunun için çok makul. Bu bölgeden Amerikan uçak gemisini kaçırdı bu adamlar."

"Türk askerinin Suudi Kralının menfaatleri için dökülecek zerre kanı kadar kanı yok"

Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın çıkarları doğrultusunda askeri bir çatışmaya dahil edilmesine karşı çıkan Özdağ, Mekke İttifakı projesine de tepki gösterdi.

"Onun için Türk askerinin Suudi Kralının menfaatleri için dökülecek zerre kanı kadar kanı yok. Ve Mekke İttifakı projesi aslında bir İsrail-Amerikan projesidir. Durum bu."

"Türk askerinin kanı Suudi ailesinin serveti için dökülemez"

ABD Başkanı Donald Trump'a Washington'da yöneltilen, Yemen'e asker gönderilmesi konusunda Türkiye'den destek bekleyip beklemediğine ilişkin soruya verdiği yanıt da Özdağ'a soruldu.

Trump'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ilişkilerine vurgu yaparak Türkiye'nin olası desteğini değerlendirebileceğini ifade ettiğinin hatırlatılması üzerine Özdağ, Türk askerinin böyle bir çatışmaya dahil edilmesine karşı olduğunu yineledi.

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

"Eğer Husilere karşı savaşılacaksa bunu Amerikalılar ve İsrailliler kendileri yapsınlar. Türk askerinin kanı Suudi Arabistan'ın toprak bütünlüğü veya Suudi ailesinin serveti için dökülemez."

Kaynak: Cumha

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…